GAVS-I  ’ZÂM

ABDÜLKÂDİR GEYLÂNİ

 

 

"GAVSİYE"

AÇIKLAMASI

 

NAKŞIBENDÎLİKTE
VAHDET GÖRÜŞÜ

 

 

 

AHMED HULÛSİ

 

“...Şirk ehli necîstir.”

“İnnemel müşrîkûne necesün”

(9/28)

 

v   

 

“El sürmesinler(şirkten) temizlenmemişler”

“Lâ yemessuhu illel mutahherûn”

(56/79)

 

v   

 

“ALLAH yanısıra TANRI edinme!...Tanrı yoktur sadece O vardır!...VECHİ’nden gayrı herşey “yok”tur.

Hüküm O’nundur ve O’na RUCÛ edeceksiniz”

(28/88)

 

v   

 

İnd-i Sânî’de bütün mahlûk

TEK bir NOKTADIR;

Kâinatın cümlesi bu,

NOKTA da bir NÜKTEDİR!...

Ken’ân Rifâî

 

 

 

 

 

İÇİNDEKİLER

 

“GAYRI”DAN  MÜNEZZEHTİR!

ŞERÎAT-TARÎKAT-HAKİKAT

FAKR HAKKINDA

İNSAN VE MELEK

İNSAN, ESMÂ HÂMİLİDİR!

İNSAN, TALEP EDİLENDİR!

İNSANIN HAKİKATI

ALLAH’IN NEFSİ İLE KÂİM !

MEŞREB

VÜSÛL-YAKÎN-RܒYET

SAİD-ŞAKÎ

FAKRIN ASLI

HAYRET HÂLİ

SIRRÎ NEŞ’E

RܒYET İLİMDİR!

FAKÎR’DE DİLEYEN O’DUR!

UYUMA Kİ GÖRESİN!

ARŞ NEDİR?

FAKRIN KEMÂLİ

İRFAN MERTEBELERİ

HÜRRİYET

ZÂTI TALEP

MÜFERRİDÛN

KURB, AYRILIKTIR!

ALLAH’A YAKINLIK

MA’SİYET VE TÂATLA PERDELENME

SİSTEMİN İŞLEYİŞİ

BENLİK, ZİLLETTİR!

ZULMET-NÛR PERDELERİ

“GAYRI” NEDİR?

ALLAH’IN AHLÂKI

VİTRİYET-VÂHİDİYET-AHADİYET

NAMAZ VE HAKİKATI

ŞİRK VE HAKÎKİ FÂİL

TÖVBE

MÜŞRİKLER EL SÜRMESİN!

AŞK

“BENLİK”, EN BÜYÜK GÜNAH !

HEDEF, ZÂT’TIR !

MÜCAHEDE ŞARTTIR!

FİİLİN KARŞILIĞI ALINACAKTIR!

ANA-BABASIZ-EVLÂTSIZ

İLMİN ÖZÜ

Mİ’RÂC VE NAMAZ

 

 

 

 

Tasavvuftan gaye, kişinin Allah’ı bilmesi, bulması; Allah indinde ve ilminde “yok”luğunu hissedip yaşaması; ve nihayet “Allah BÂKİ”dir hükmünün zâhir olmasıdır.

 

Yüzyıllarca insanlar, bu gaye ile sayısız çalışmalar yapmış, bu yolda elde ettikleri bilgileri, diğer hemcinsleriyle paylaşmak üzere sayısız eserler vermişlerdir...

 

Hazreti Muhammed Mustafa Aleyhisselâm’ın tebliğine kulak veren ve Kur’ân –ı Kerim’i anlamaya çalışanlar, yaptıkları bu çalışmalardan sonra iki ana görüş çevresinde biraraya gelmişlerdir...

 

A- Allah’ı insanın ve kâinatın ÖTESİNDE; insanın dışında; bir TANRI gibi kabul edenler...

 

B-  Allah’ı sonsuz ve sınırsız AHAD olarak anlayıp; Allah dışında “gayrı varlık” ve hatt⠓gayrı” kavramı kabul etmeyenler...

 

Bu eser “B” şıkkını açıklayan Gavs-ı A’zâm Abdülkâdir Geylâni Hazretleri ile aynı görüşü paylaşan değerli Nakşibendî kâmillerinin beyanlarını ve yine bu konudaki bazı "“önül"”ehlinin şiirlerini bir araya getirmiştir.

 

İlâhi sırlara ermek tavsiye olunur.

 

KİTSAN

 

 

 

 

SUNU

 

 

 

Değerli Okurlarım;

 

"Tasavvuf"tan gaye, kişinin Allah'ı bilmesi; Allah indinde ve ilminde "yok"luğunu hissedip yaşaması; ve nihayet "ALLAH İsmiyle İşaret Olunan, BÂKÎ"dir hükmünün tesbit olmasıdır.

 

Yüzyıllarca insanlar, bu gaye ile sayısız çalışmalar yapmış, bu yolda elde ettikleri bilgileri, diğer hemcinsleriyle paylaşmak üzere sayısız eserler vermişlerdir.

 

Hazreti Muhammed Mustafa Aleyhisselâm’ın tebliğine kulak veren ve Kur'ân-ı Kerîm’i anlamaya çalışanlar, yaptıkları sayısız çalışmalardan sonra iki ana görüş çevresinde biraraya gelmişlerdir.

 

 

A-   "ALLAH  Adıyla İşaret Edilen”i insanın ve kâinâtın ÖTESİNDE; insanın dışında; bir TANRI gibi kabul edenler.

 

B- "ALLAH  Adıyla İşaret Edilen”i, sonsuz ve sınırsız AHAD olarak anlayıp; Allah kavramı dışında "gayrı varlık" ve hattâ "gayrı" düşüncesi kabûl etmeyenler.

 

Hazreti Ebû Bekir'den, Hazreti Âli'den, İmam Caferi Sâdık'tan, Cüneyd-i Bağdadî'den, Bâyezidi Bistamî'den, Abdülkâdir Geylânî'den, Ahmed Rufâî'den, Ahmed Bedevî'den, Hasan Şazelî'den, imam Gazalî'den, Muhyiddin A'rabî'den, Abdülkerîm Ciylî'ye kadar isimlerini sayamadığımız sayısız zevât (Allâh cümlesinin sırrını azîz etsin), hepsi de yaptıkları tahkik sonucu, ALLAH'ın AHADİYYETİ konusunda ittifak etmişlerdir. Günümüzde dahi, tahkik ehli bu kanaat içindedir. Çünkü, "Hakikat" tektir ve O'na nazar edenlerin de bu konuda ihtilâfa düşmeleri mümkün değildir.

 

Hazreti RASÛLULLAH'in söylediklerini kendilerine konu alan diğer bir takım değerli zevât dahi, dinin zâhirini korumak için son derece değerli çalışmalar yapmışlar ve insanların dine yönelmek mecburiyetinde olduklarını çeşitli şekillerde izaha gayret ederek, bu yolda hizmet vermişlerdir...

 

Allah bu değerli zevâtın hizmetlerini de, niyetlerine göre elbette ki kabûl eylemiştir...

 

Hâcegân silsilesi diye bilinen ve günümüzde "Nakşibendî"lik olarak tanınan tarikatın önde gelen isimlerinden Hâce Ubeydullah Ahrar, Reşâhat isimli eserin sahibi Sâfi Hüseyin'e şöyle der:

 

"Günümüzün geçerli din ilimlerinin özü tefsir, hadîs ve fıkıhtır. Bunların da, özü tasavvuf ilmidir. Tasavvuf ilminin de hülâsası ve MEVZU, VÜCUD bahsidir.

 

Derler ki, bütün mertebelerde bir TEK VÜCÛD vardır; ki o vücûd, kendi ilmî sûretleriyle görünmüştür..."

 

İster, vahdet-i vücûd; ister, vahdet-i şuhûd; ister şuhûd-u Zât; tasavvuftaki hangi görüş olursa olsun, hepsinin de esası TEK'liktir!..

 

İşte bu sebepledir ki, bütün tarikatların, (elbetteki tasavvuf tarîkatlarının), konusu "ALLAH'ın TEK'liği"nin anlaşılması, hazmedilmesi ve yaşanmasıdır...

 

Gerçek tasavvuf ehli, hangi yoldan olursa olsun, bir diğer kişiye "gayrılık" gözüyle bakmaz ve hakkında menfî konuşmaz; çünkü yetiştiricisi kâmil ise öğretmiştir ki, konuştuğu söz Hakk'a ulaşacaktır!..

 

1967 yılında neşrettiğimiz "TECELLÎYAT" isimli kitapçığımızda, o gün için Allah'u Teâlâ'nın bize ihsân buyurduğu ilk müşâhededen sözetmiştik. Vahdet konusunda ilk görüşlerimizi, o eserde dilimiz döndüğünce anlatmaya çalıştık...

 

1982 yılında ise, çok değerli arkadaşım Hilmi Ahmed TUNALI, bizden Gavs-ı A'zâm Abdülkâdir Geylânî hazretlerinin tasavvuf ehli arasında çok meşhur olan "RİSÂLE-İ GAVSİYE" isimli eserini açıklamamızı istedi.

 

Biz de kapasitemiz yettiğince, Allâhkulu olarak, ihsân buyurduğu ilim ve yaşam nispetince, bu eseri 60 dakikalık dört kaset dolduracak biçimde açıklamaya çalıştık.

 

Elinizdeki "GAVSİYE AÇIKLAMASI", işte bu çalışmanın kitaba göre düzenlenmiş şeklidir. Bu hizmete vesile olan ve yıllar boyunca uzun yıllar çalışmalarımda büyük desteğini gördüğüm değerli insan Hilmi Ahmed TUNALI'ya huzurlarınızda açık teşekkürlerimi sunmak benim için bir borçtur.

 

Evet, niçin "Gavsiye açıklaması"...?

 

Yanlış bilgilenme sonucu olarak, halkımızın pek çoğu, tasavvufun ana mevzûu olan "Allah'ın TEK'liği" konusunu Muhyiddin Arabî'ye bağlarlar; ve hatta, bu konudaki bilgisizlik yüzünden konuyu saptırarak, "panteizm" olarak değerlendirip ve çevrelerine de böyle anlatırlar.

 

Oysa, "Allah'ın TEK'liği" konusunun, "panteist" görüş ile uzak-yakın hiç bir ilgisi olmadığı gibi; bu konuyu ortaya atan ilk insan da Muhyiddin A'rabî değildir!..

 

Muhyiddin A'rabî'den çok evvel; İmam Gazalî, avama dönük olarak yazdığı, Kimya-yı Saadet, İhya-u Ulûmid'din gibi eserlerinin yanı sıra; kendi ifadesiyle "ariflere, gerçekleri idrâk ettirmek için" yazdığı "MİŞKATÜL ENVAR" isimli eserinde, "VAHDET" konusunu bütün açıklığıyla kaleme almıştır. Bu çok değerli eser, dilimize Sayın Süleyman Ateş tarafından kazandırılmış ve Mehmed Şevket Eygi tarafından Bedir Yayınevince basılmıştır. İmam Gazalî'nin "Vahdet" konusundaki görüşlerini öğrenmek isteyenlere bu eseri tavsiye edebiliriz...

 

"Vahdet" konusunu, İmam Gazalî'den bir hayli önce de, Gavsı A’zâm Abdülkâdir Geylânî Hazretleri "GAVSİYE RİSÂLESİ" isimli eserinde açıklamıştır...

 

Genelde, tarîkat seviyesinde kitapları bilinen Hazreti Gavs’ın, "HAKİKAT" bahsini anlatan bu eseri, tasavvufla ilgilenen, hangi yoldan olursa olsun, herkes için son derece önemli bir eserdir.

 

Bu yüzdendir ki, talebin kimden geldiğini elhamdülillah gördük; ve günümüz diliyle, günümüz insanının anlayacağı bir biçimde açıklayarak sizlere sunduk.

 

Ayrıca, "NAKŞIBENDÎ" silsilesinden bir çok zevât-ı kirâmın "VAHDET" konusundaki görüşlerini de gene bu esere ilâve yaptık; ki okuyucu sadece "KADİRÎLİKTE" bu görüşler var sanmasın.

 

Ve nihâyet "Vahdeti" konu alan bazı şiirleri de bu esere ekledik; ki o konuda ehlini de mahrum bırakmamış olalım.

 

Tasavvufta, hemen bütün mürşid-i kâmillerin bildiği bu konuyu, ehlini bulamamış isteklilerinin de mahrum kalmaması gayesiyle kitaba dökerken; temennîmiz, hiç değilse hakikatın bilinebilmesidir!..

 

 

AHMED HULÛSİ

 

http://www.ahmedhulusi.com

 

 

 

 

GAVSI ’ZÂM
Abdülkâdir Geylâni’nin

“RİSÂLE-İ GAVSİYE” Tercümesi

 

 

 

Ya Gavsı ’zâm!. Allah, gayrından münezzeh, Allah’a yakındır!.

 

Ya Gavsı A’zâm, dedi Allah...

 

”Lebbeyk, Rabbi Gavs” dedim.

 

Nâsût ile melekût arasındaki her tavır  şerîat, melekût ile ceberût arasındaki her tavır tarîkat, âlemi  ceberût ile lâhût arasındaki her tavır da hakikattır.

 

 Ya Gavs-ı Â'zâm... Hiç bir şeyde zâhir olmadım, insandaki zâhir oluşum gibi!..

 

Sonra sordum Rabbime, dedim ki: Hiç mekânın olur mu?..

 

Dedi ki:

 

-Yâ Gavs-ı Â'zâm... Ben mekânın mekânıyım!.. Benim mekânım olmaz!.. Ben insanın sırrıyım!..

 

Sordum tekrar; dedim ki:

 

Ya rabbi; hiç içer misin, yer misin?..

 

Dedi ki:

 

Yemem, fakîrin yemesidir; içmem de fakîrin içmesidir!..

 

Ve dahi sordum...

 

Ya Rabbî, melâikeyi hangi şeyden halkettin?..

 

Dedi ki Hak Teâlâ:

 

İnsanın nûrundan halkettim; ve insanı da nûrumun zuhûrundan halkettim.

 

Ve daha sordum.

 

Ya Rabb-i Gavs, hiç seni hâmil bulunur mu?.

 

Dedi.

 

Yâ Gavs-ı Â'zâm... İNSANI meydana getirdim beni hâmil  olması için... Ve kâinatı da İNSANI hâmil olması için meydana getirdim!.

 

Ya Gavs-ı Â'zâm, ne güzel tâlibim ve ne güzel talep edilendir insan. Ne güzel rakiptir insan ve ne güzel merkûbtur mükevvinat.

 

Yâ Gavs-ı Â'zâm, insan sırrımdır ve ben O'nun sırrıyım!.. Eğer, insan indimdeki menziline ârif olsaydı, derdi ki, bütün nefislerdeki nefs'im; bu anda mülk yoktur benden gayrı!.

 

Yâ Gavs-ı  Â'zâm... insanın yemesi, içmesi, mekânı, hayatta duruşu, yayılışı, konuşuşu ve susuşu, yaptığı işi, teveccüh ettiği şey, gâib olduğu şey BENİM... Sekînesi, muharriki ve müsekkiniyim!.

 

Ve bana buyurdu ki rabbim:

 

Ya Gavs-ı Â'zâm, insanın cismi ve nefsi ve kalbi ve ruhu ve işitişi ve görüşü ve eli ayağı ve tamamını nefsimle izhar ettim... O yoktur, ancak BEN varım!.. ve BEN de onun gayrı değilim!.

 

Ve bana dedi ki:

 

Ya Gavs-ı Â'zâm, FAKR ateşiyle yanan ve ihtiyaç ateşiyle münkesir birini görürsen yaklaş ona; şüphesiz ki benimle onun arasında perde yoktur!.

Ve dedi ki bana:

 

Yemek yeme ve içme ve uyuma İNDİMDEKİ yerinde kalben ve basaren hazır olmadıkça.

 

Ve daha dedi ki:

 

Yâ Gavs-ı Â'zâm... Benden, seferi bâtını yapmamakla uzak olursa bir kişi, onu sefer-i bâtın ile mübtelâ kılarım.

 

Ve daha dedi ki:

 

Yâ Gavs-ı Â'zâm, ittihad öyle bir hâldir ki, onu lisan anlatamaz!.. Kim ona iman ederse, kabul olur; ve kim reddederse  o hâli küfretmiş olur!. Kim vüsûlden sonra ibadeti (beşeriyetiyle) irade ederse, Allah'a şirk koşmuş olur!..

 

Ve daha dedi ki:

 

Ya Gavs-ı Â'zâm, kim saadet-i ezelî ile saadete kavuşmuş ise, ne mutlu ona. Bundan sonra mahrum olmaz ebeden!.

 

Kim ki şekâvet-i ezelî ile şakî olmuşsa, yazıklar olmuş ona; ve o ebediyyen makbul olmaz!..

 

Ve daha dedi ki:

 

Fakrı ve yoksulluğu insanı taşıyıcı kıldım!.. Kim ona yoldaş olursa, menziline ulaşır; sahralarda vâdilerde dolaşmadan!.

 

Yâ Gavs-ı Â'zâm... Muhabbet, seven ile sevilen arasında perdedir!. Seven, sevilende yok olduğu zaman(seven sevilenle var olduğunda) vüsûl hâsıl olur.

 

Yâ Gavs-ı Â'zâm... İnsan, ölümden sonra ne olacağını bilseydi, dünya hayatını sürdürmeyi temennî etmez; her an, “beni öldür” diye yalvarırdı!.

 

Yâ Gavs-ı Â'zâm... Kıyâmet gününde, indimde mahlûkâtın en sevgilisi sağır, dilsiz, kör, hayrette olan ve ağlayandır!.. Kabirde de bu böyledir!.

 

Ya Gavs-ı  Â'zâm... Beni gören sualden müstağni olur her hâlinde; görmeyen ise faydalanamaz sualden, o da işin kâliyle perdelenmiştir!.

 

Yâ Gavs-ı Â'zâm... Bütün ruhlar raksederler kalıplarında kıyâmete kadar; «Elestü birabbiküm» sözünün mânâsından dolayı, sonra da derler ki, «Rabbimizi gördük»!.

 

Ve daha dedi ki;

 

Yâ Gavs-ı Â'zâm... Kim ki ilimden sonra (bir de ayrıca) rü'yet isterse o mahcûbtur (perdelidir). Kim ki rüyeti ilmin gayrı zannederse o rabbi görmekten, güvenilmeyecek zanna aldanıp, kendini beğenmişlerden, mağrurlardan olur!.

 

Ve dedi ki bana:

 

Yâ Gavs-ı Â'zâm... Benim indimde fakîr, hiçbir şeyi olmayan değildir!.. Belki fakîrler onlardır ki, emirleri her şeyde geçer!.. Bir şeye "ol" derler ise, o şey olur!.

 

Ve dedi ki bana;

 

Yâ Gavs-ı Â'zâm... Cennettekilere, zuhûrumdan sonra ne ne ülfet vardır, ne de (daha büyük bir) nimet; ateştekilere zuhûrumdan sonra ve vahşet vardır ne de hurkat (bilmezlik).

 

Yâ Gavs-ı Â'zâm... Her kerîmden Kerîmim, her rahîmden Rahîmim.

 

Yâ Gavs-ı Â'zâm, indimde avam gibi uyuma, beni görürsün!.

 

Sordum, dedim ki:

 

Yâ Rabbi, indinde nasıl uyuyayım?..

 

-Cismin lezzetinden sıyrılarak; nefsin şehevâtından arınarak; ruhun anlık kaymasından kurtularak; ve zâtınla fenâ bularak uyu!.

 

Ve dedi ki.

 

Yâ Gavs-ı Â'zâm...

 

Lebbeyke yâ Rabb'el arşi'l azîm..? Rabb-el Kerîm ve Rahîm.

 

Ya Gavs Â'zâm, ashabından kim sohbetimi isterse, ona FAKRI; sonra FAKRIN FAKRINI; ve sonra da FAKRIN FAKRININ FAKRINI tavsiye ederim... Böylece, FAKR hâlinde onlarda BEN'den başkası kalmaz!.

 

Ve daha dedi ki;

 

Yâ Gavs-ı Â'zâm. Ne mutlu sana mahlûkatıma Rauf olabilirsen; ve ne mutlu sana onların hatalarını bağışlarsan!.

 

Ve daha buyurdu ki;

 

Ey Gavs-ı Â'zâm. Zâhidleri nefis yolunda; ârifleri kalb yolunda; vâkıfları ruh yolunda kıldım. Nefs'i de HÜR olanlara mahâl kıldım.Hürlerin kalbleri sırlar kabirleridir.

 

Yâ Gavs-ı Â'zâm. Ashabına söyle, fakr hâlindekilerin dualarını ganimet bilsinler. Şüphesiz ki onlar benim indimde, ben de onların indindeyim!.

 

Yâ Gavs-ı Â'zâm. Ben bütün fakrdekilerin sığınacağı yeri, meskenî ve manzarıyım ve bana dönerler.

 

Yâ Gavs-ı Â'zâm. Cennete nazar etme ki, beni vasıtasız göresin; ve cehenneme de nazar etme ki, beni vasıtasız göresin.

 

Yâ Gavs. Cennet ehli cennetle meşguldür; azâb ehli ateşle meşguldür!.. Sen ise "BEN"imle meşgul ol!.

 

Yâ Gavs. Cennet ehlinden bazı kullarım, nimetlerimden sığınırlar bana; cehennem ehlinin azâbdan bana sığınmaları gibi!.

 

Yâ Gavs-ı ’zâm.  Resûl ve Nebîlerin hâricinde kullarım vardır ki, onların hallerine muttalî olamaz ne dünya ehlinden biri, ne uhrâ ehlinden biri, ne cennet ehlinden biri, ne azâb ehlinden biri, ne Mâlik, ne Rıdvan, ve ne cennet için halkettiklerim ve ne de cehennem için halkettiklerim!.

 

Yâ Gavs. Kim benden gayrıyla meşgul olursa, sahibi ateş olur kıyâmette.

 

Ya Gavs. Kurb ehli kurbiyetlerinden dolayı yakınırlar, buûd ehlinin uzaklıktan şikâyetleri gibi...

 

Yâ Gavs. Kimse benden uzak olamaz, mâsiyetiyle; kimse de tâatıyla kurb sahibi olamaz.

 

Yâ Gavs. Birisi benden kurb sahibi ise, o ancak mâsiyettedir. Zirâ, onlar acz ve nedâmet ehlidirler.

 

Yâ Gavs. Acz, nur menbâıdır; ucûb, kendini beğenme de kederlere mahâldir, zulmet kaynağıdır.

 

Yâ Gavs.  Çok sıcak bir günde biri sana gelip su istese ve senin de o suya ihtiyacın olmasa ve buna rağmen de vermesen, sen cimrilerin en cimrisi olursun!.. Hâl böyle olunca, nasıl rahmetime mâni olayım?.